27 Şubat 2010 Cumartesi

uyumalı artık...susmalı hatta...


günlerdir uykusuz Marea.
uyku perisinin beklemekle gelmeyeceğini bile bile bekliyor Marea.
göz kapakları acıyor artık...
baş ucunda duran müzik kutusunu kaç kez üst üste dinlediğini hatırlamıyor bile...
bu arada çalan telefonlar, o telefonlarda sürekli nasıl olduğunu merak eden sesler...
kapının içini yırtarcasına çalan zili...yine "hal hatır" sormaya gelmiş biri...
her seferinde aynı cevabı veriyor, aynı duygusuzlukla...ama onlar yorulmuyorlar aynı cevabı duymaktan.
garip...

istemiyor hiçbirini...
hiç kimseyi istemiyor Marea...
Marea uyumalı artık...
sessiz sessiz uyumalı...
sessiz ve kimsesiz uyumalı...


bari uykusunda rahat bırakın...

21 Şubat 2010 Pazar

akıp giden hayat!?

Marea zalimce gülümsüyor aynada gördüğü kadına.
göz kırpıyor sonra.
"unuttun ve atıldın oyundan" diyor.
yan dairesinde yaşayan dul kadın duyuyor Marea'nın kendi kendine konuşmalarını...
yan komşusunun kendisini dinlediğini biliyor Marea.
"kendi kendime susmalarımı da duyuyor musun?" diye bağırıyor.
ama cevap gelmiyor....
olsun. Marea önemsemiyor sorularının cevapsız bırakılmasını. o sadece soruyor. sorduğuyla kalıyor.
tıpkı hayatındaki diğer herşey gibi.
kimseye sorumluluk yüklemiyor.
kimsenin kendisine sorumluluk yüklemesine izin vermiyor.
akıyor öyle...özgürce...
hayatla birlikte akıyor bir yerlere...
sormadan...sorsa da cevap beklemeden.
karşındakinin cevabını önemsemeden.
sırf kendi bildiği gibi...
sırf kendi hissettiği gibi...

susarak, konuşarak, hatta kimi zaman haykırarak geçiriyor zamanlarını.
kimseye yük olmadan,
kimseyi sırtında taşımadan....
sadece kendinden sorumlu....

akıp gidiyor Marea...
hayat nehri onu hangi denize sürüklerse...

14 Şubat 2010 Pazar

Marea uyumak istemiyor

gece yarısını 3 saat geçmiş.
Marea uyumak istemiyor. bakıyor penceresinden dışarı.
"insan hiçbir şey düşünmeden durabilir mi acaba?" diye geçiriyor aklından.
aslında sorunun yanıtının "hayır" olduğunu biliyor.
susuyor Marea.
zaten konuşacak kimse de yok ki etrafında.
kendi kendine konuşma devri de kapandıktan sonra...
şimdilerde kendi kendine susuyor Marea.
susuzluğunu gidermek umuduyla koşuyor mutfağa...
içtiği su, çözmüyor dilini...

sonsuz bir sessizliğe bürünüyor Marea.
hatta sonsuz bir kimsesizliğe...

olsun, Marea pişmanlık duymayacak bir daha...
söz verdi kendine...

12 Şubat 2010 Cuma

sahi siz aynaya bakınca kaç kişi görüyorsunuz?

uyandı Marea. camdan dışarı baktı.
saat sabah 8'i. oturduğu sokakta bir telaş.
3 sokak ötede bulunan lisenin öğrencileri koşturuyorlar ders ziline yetişmek için.
karşı apartmanın 3.katında oturan hiç konuşmadığı ama her karşılaştıklarında gülümseyerek selam verdiği kadın koşturarak işine gitmeye çabalıyor.
herkes bir yerlere bir şeylere yetişmeye, hayata tutunmaya çalışırken..
duruyor Marea.
durmak iyi mi kötü bilmeden. duruyor öylesine.
dururken kendi kanında boğulduğunu bile bile.
birşeyler yapmak için yorgun olduğundan değil,
yapılacak birşeyler bulamadığından duruyor.
çaresizlikten aslında.
eli kolu bağlı olmaktan.

aynaya baktığında karşısında gördüğü kadınları tanıyamadığından belki
ya da aynadaki kalabalıktan korktuğundan.

11 Şubat 2010 Perşembe

"kim bağışlayacak beni penguen"

Şubat ayının yağmurlu bir akşamında denize ulaşmak istedi Marea. bir parça deniz görebilmek umuduyla koşturdu dar sokaklarda. yokuşlardan aşağı yürüdü kayar adım.
durmadan yürüdü saatlerce.
bir parça deniz görme umuduyla.
apartmanların, iş merkezlerinin arasından karanlıkta yürüdü. hiç bilmediği sokakları arşınladı adımlarıyla.
ve yolun sonunda vardı deniz kıyısına.
derin bir iç çekti.
İstanbul'a baktı. İstanbul'un ışıklarına baktı.
geçmişe dönüp bakmak istemiyordu artık. bağırdı.
"geçmiş, bırak artık yakamı"
ölü insanlar bırakmak istemiyordu artık ardında.

bir kez dinleseydi ötekileri...
bu kez dinleseydi onları...
sadece bir kez...
bir kez daha acıtmasıydı keşke...
birinin canını acıtıp sonra kendinden almasaydı hıncını...
duyduğu pişmanlıkların silinemeyeceğini bilseydi...

bilseydi keşke...kimsenin kendi masalından kolay kolay vazgeçmeyeceğini...
bilseydi tüm bunları...
"keşke"leri çoğalmayacaktı...

yürüdü gitti Marea. kayboldu gecenin karanlığında. kayboldu İstanbul'un ıssız kalabalığında.
ardında ne bıraktığını göremeyecek kadar kördü gözleri...
kayıptı sesi...
çünkü "geçmiş bırak artık yakamı" derken yitirmişti birşeyleri...
o haykırışla birlikte sönüp gitmişti "geçmişi yeniden yaratma sancısı"


"Penguen /bana sırtını dönme/biliyorum, sana benziyorum/ve içinde saklı tuttuğun yele.
Penguen/benim de içimde saklı tuttuğum/buzlu kıyılar, çığlık hatıraları/ben de senin kadar kaçkınım ve yaralı.
Kim bağışlayacak beni, penguen/ çizdim senin beyaz ve narin yerini.
Bir yanım bembeyaz ışık/kör ediyor, bir yanım zehir gece/parktaki salıncağa binmeyi/beceremedim bugün ben de.
Penguen bana sırtını dönme.Unutmadım aramızdaki beceriksiz dili.Dünya yordu bizi. Benim de söyleyemediklerim var. Hiç söyleyemeyeceğim onları belki de.
Uzun bir yolu geliyoruz seninle, yolu,
geldikçe anlıyorum ki, biz,
bu dünya üzerinde yürüyemiyoruz bile.
Penguen,kim bağışlayacak beni
çizdim senin beyaz ve narin yerini
elimde unuttuğun ince metalle."

7 Şubat 2010 Pazar

yağmuur...yağmuuuur...vur yüzüme

yağmurla birlikte ağladı Marea.
yağmur dindi.
ama dinmedi Marea'nın gözyaşları.
biliyordu. ağlamak kendinden başka kimseyi temizlemeyecekti?
herkes yalan söylerken, ağladı Marea. susmadı hıçkırıkları.


sahi kim doğru söylüyordu?

İstanbul yalan söylüyor

bir pazar günü mezar soğukluğundaki yatağından çıkıp hayata karışmaya karar verdi Marea.
zamanıydı artık.
onsuz akıp giden hayatın karşısına çıkmalıydı. dimdik...inatla...
"ben de buradayım, ben de yaşıyorum. sen varlığımı kabullenmesen de" diye haykıracaktı.
günlerdir açmadığı perdelerini araladı.
yağmur yağıyordu İstanbul'da. gri bir hava.
içi sıkılıyordu.
şimdi çıksa dışarı? kaybettiği birşeyleri arasa sokaklarda? ne olduğunu bilmediği birşeyleri arasa? olur muydu?
yağmur damlaları ıslatsa saçlarını...siyah eteği çamur olsa...aklı başına gelir miydi?
denemekte yarar vardı.

çıktı sokağa Marea. şapkasız...şemsiyesiz.
vurdu kendini yollara...durdu dinlendi kaldırımlarda.
saç diplerine kadar ıslandı. sırılsıklam oldu.
temizlendi ruhu. ya da o temizlendiğini varsaydı. öylesi işine geldi.

tek kelime etmedi.
dinledi sadece. İstanbul'u dinledi. İstanbul'un yalanlarını dinledi.
Bir kez daha mı inanacaktı bu yalancı şehre?

2 Şubat 2010 Salı

bilmezler mi gerçekten?

bir gün bakarsın etrafına. göremezsin kimseyi.
en ihtiyacın olduğu zamanda bulamazsın.
kendi sesin kendine yabancı gelir. bilirsin yanında yörende birileri olsa da duymayacaklar seni,sesini, sessizliğini.
herkes gömülmüştür kendi hayatına.
yokluğun fark edilmeyecek kadar küçük bir değişiklik yaratır onların hayatında.
önemsiz bir değişiklik. fark etmeye değmeyen.
sen varsındır da
onlar bilmez..

bilmezler mi gerçekten?