19 Şubat 2012 Pazar

bahar da gelir mi dersin?

istanbul'da güneşli bir sabaha uyandık bugün. yorucu geçen soğuk kış günlerinin ardından çıkagelen bu güneş, baharın habercisi mi? yoksa kısa bir moladan sonra yine ayaza mı kesecek etraf?
bilmiyorum.
ama bildiğim birşey var ki çok yorgunum. yapmam gereken bir dolu iş var. tüm bu gerekliliklere rağmen, tadını çıkaramadığım güneş beni çağırıyor. kuzguncuğun dar sokakları beni çağırıyor. kulaklarımı tıkamama rağmen yine de duyuyorum.
en iyisi ben yollara vurayım kendimi. sokakları arşınlamak düşer payıma yine eskisi gibi.
güneş ısıtırken ellerimi... belki kalbimde yine bir ışık yanar...

9 Şubat 2012 Perşembe

ama biz seninle hiç kartopu oynayamadık ki sevgilim...


istanbul'da neredeyse 2 haftadır aralıklarla kar yağıyor. bir duruyorsa on yağıyor. uzun zamandır bu şehirde böyle kar görmediğime eminim. bu haliyle bazen ankara'ya benzediğini düşünüyorum. sonra bu benzetmenin saçma olduğuna karar verip vazgeçiyorum.

bu akşam da o akşamlardan biri yine. kar yağıyor. giderek hızlanıyor üstelik. bilincimi yerine getirmeye yeteceğini sandığım sert bir kahve içiyorum. camdan dışarı bakıyorum. kar, çocukluğumu hatırlatıyor bana. ürkek çocukluğumu. hatta korkak. çocukluğuma dair ne az anı var hafızamda.

evimizi hatırlıyorum. 2 katlı pembe evimizi. kar yağdığında dedemin odunluktan çıkardığı 2 kişilik kızağı hatırlıyorum. kuzenlerimle kardeşimin kızakla yokuş aşağı kaydıklarını hatırlıyorum. ne çok eğlenirlerdi. kendimi hatırlıyorum sonra. karın tadını çıkaran çocuklara imrendiğimi hatırlıyorum. cam kenarında oturup dışarıda eğlenen çocukları görüp iç geçirdiğimi hatırlıyorum. sadece kötü anılar yok aslında hafızamda. bahçede kardan adam yaptığımız bir günü hatırlıyorum mesela. hatta o gün çekilmiş bir fotoğrafı saklıyorum hala bir defterimin arasında. kimse bilmiyor. aslında ben de o fotoğrafı neden bu kadar önemsediğimi bilmiyorum. o karede mutlu bir çocuk gördüğüm içindir belki. kimbilir!

biliyorum geçmiş, çoktan geçti. hafıza ne menem birşey...

dedim ya... kar yağıyor istanbul'da. kar insanları sakinleştirsin istiyorum. hayatı yavaşlatsın hatta. istemekle olmuyor ama.

karın tadını çıkarmak istiyorum. botlarım su geçirinceye kadar karda yürümek, karla kaplanan bahçede yuvarlanmak istiyorum. üstüm başım sırılsıklam olana kadar kar topu oynamak istiyorum. yaşımdan başımdan utanmadan kızağa binmek istiyorum hatta. ama...


istemekle olmuyor işte.

soğuktan burnum kıpkırmızı olup da artık ellerimi, ayaklarımı hissedemez hale geldiğimde eve dönmek, kakaolu kek yapmak istiyorum. bir de belki sert bir kahve yine. sonra en sevdiğim filmi, 15. kez izlemek istiyorum. film izlerken uyuyakalmak istiyorum. sevgilim, üşümeyeyim diye üzerime battaniye örtsün istiyorum. uyandığımda hayat bir başka olsun istiyorum

ama istemekle olmuyor dimi?

------

görsel buradan

8 Şubat 2012 Çarşamba

zaman düşer ellerimden yere

zaman çok hızlı geçiyor, yeni yılın 2.ayına geldik bile. hatta bu ayı da yarıladık neredeyse...
hiçbir şey yolunda değil. hiçbir şeye zaman yok. koşturmacanın içinde kaybolup gidiyorum.
yazmak istiyorum, yazamıyorum. okumak istiyorum, onu da yapamıyorum.

bu koşturmaca ne zaman biter ki? ne zaman durulur sular? ne zaman yavaşlar hayat?
ne zaman ben gerçekten "ben" olabilirim?

ah özgürlük...






20 Ocak 2012 Cuma

en sonunda cuma!

bu hafta çok kötü bir haftaydı.
sıkıntı, keder ya da her neyse işte beni bunaltan gitmedi bir türlü.
"hafta değil, yıl gibi mübarek, bitmedi gitti" diye vızıldarken bugünün cuma olması nedeniyle içime biraz su serpildi, itiraf edeyim.

haftasonu yine çalışmam gerekecek ama olsun, ofise gelmekten iyidir.

yeni yıl dileklerimden biri de daha sık yazı yazmaktı. ocağın ortasına geldiğimiz halde hala yazamadığıma göre bu dileğim tutmayacak gibi :(

19 Ocak 2012 Perşembe

Ah Ahparik Hrant...

günlerdir boğazımda kocaman bir yumru ile yaşamaya çalışıyorum. 17 Ocak'ta davanın karara bağlanması ile birlikte o yumru daha da büyüdü, nefes aldırmaz oldu bana.


tam tamına 5 yıl oldu! dile kolay! bazılarımız için ne kadar hızlı geçiyor zaman! geçiyor geçmesine de adalet gelmiyor bir türlü. duruyor orada. herkesin gördüğü ama görmek istemediği bir yerde...

biz şimdi nasıl bakacağız rakel'in gözlerine? nasıl kardeş olduğumuza inandıracağız? rakel'in 2007'de söylediği şu sözler yankılanıyor beynimde:

"biz size güvendik de kaldık bu ülkede! size güvendik! böyle mi olacaktı? söylesenize!"

evet yıprandık, bu ülkede adalete dair az da olsa umudumuz vardı, kırıldı belki. ama inat etmek zorundayız. adalet için! insanlık için! vicdan için!

ÖNEMLİ NOT:
5 yıldır olduğu gibi bugün de saat 3'te Agos'un önündeyiz. Akşam saat 19'da Taksim Meydanı'ndan elimizde meşalelerle Galatasaray'a yürüyoruz. Bu karanlığı aydınlatmak için...