4 Aralık 2010 Cumartesi

öyle güzel....

gece yarısına 15 dakika kalmıştı.
sonsuza dek kalmak istediğim bir yerden, hiç varmak istemediğim bir yere gitmek için elim kolum bağlı otobüse biniyordum. modern bir kül kedisi falan değildim, sadece yerine getirmem gereken bir zorunluluk vardı, o kadar.
herzamanki gibi cam kenarında oturacak, şehrin ışıklarını izleyecek, o ışıklarda geride bıraktığım yere ait anıları canlı tutmaya çalışacaktım sersefil.
oturdum kapının hemen önündeki koltuğa, cam kenarına.

öyle güzel baktı ki bana...
kıştı..gökyüzünde hiç yıldız yoktu. bütün yıldızlar gözlerindeydi sanki.
öyle güzel baktı ki.
o an tüm saatler dursa, inan hiç umurumda olmazdı.
adımı bile unutabilirdim, kim olduğumun hiç önemi kalmazdı.
zorunlukluklarsa duman olur, karışırdı havaya.
zaten aram hiç iyi olmamıştı zorunluluklarla.
öyle güzel baktı ki...
oysa hiç sevmezdim Aralık ayını. çünkü yılın en son ayıydı ve ben her biten yılın ardından ağıt yakmakla ünlüydüm. bir yıl daha yaşlandığım için değil, bir yılı daha boşa harcadığım için.

ama öyle güzel baktı ki...
unuttum herşeyi, kendimi ve geçmişi.
tek bir kelime çıktı ağzından.
"yarın"...
ben bugünü, içinde olduğum anı bile yaşayamazken, yarını nasıl beklerdim?
hareket etti otobüs.
"yarın" diye tekrarladım kendi kendime.
kimse duymadı.
o bile.

öyle güzel bakmıştı ki.
unutmuştum unutmamam gerekeni.

-miş'li geçmiş zamana döndü şimdi dünde ne varsa...
dün değil de, asırlar geçmiş sanki üzerinden.


"ve sus, lütfen, içimde biraz umut kalmış.
bir rüya için ağıt yaktım, bak uçuşuyor hala külleri... yeter"

3 yorum:

Marat dedi ki...

ikinci cümleden sonrasını öylesine okudum..aklım gitti..acaba benim hiç sonsuza kadar ayrılmak istemediğim bir yer oldu mu...

Dolunay dedi ki...

gecen gece okumustum yazını...ve dalmıştım mişli gecmıstekı yere...

atesinsesi dedi ki...

en güzel şeydir çokça zaman susmak...