9 Mart 2010 Salı

yoksa siz hala "öteki"leştiremediklerimizden misiniz?

söze nereden başlayacağımı bilemeden, ekrana bakarak 10 dakika geçirdim sanırım. ama bir yerden başlamak gerektiğine karar verip, doğru mu yanlış mı olduğunu bilemediğim bir giriş yaptım işte.
günlerdir süren huzursuzluğum 2 gündür bariz bir öfkeye dönüştü. böyle olmasını ben de istemedim elbette, ama elimde değildi. 2 gündür tam anlamıyla "öfke kusuyorum"
insanlara, İstanbul'a, sisteme, doğaya ve eğer varsa Tanrı'ya...
bu arada çuvaldızı kendime batırmayı da ihmal etmiyorum.
ve gördüğüm tablo karşısında içim acıyor.

ülkemizde çok moda bir akım var: ötekileştirmek. bazıları için hiçbir anlam ifade etmeyebilir bu kelime. ama biraz düşünmek gerektiği kanısındayım. tabi önce düşünmeyi bilmek gerek!
önyargılardan kurtulmayı bilmek gerek sonra.
önyargılardan kurtulup objektif olmak çok zor, hatta imkansız belki. ama en azından insanlar esnek olabilmeli fikirlerinde, kendi hissettikleri, bildikleri ya da yaşadıkları dünyanın dışında başka, bambaşka bir hayatın, insanın varlığını kabullenebilmeli, yanlış ya da doğru olduğuna bakmadan kabullenebilmeli...
o kadar zor mu?
aslında değil.

bizzat şahit olduğum bir olaya değinmek istiyorum burada. sanırım önceleri dizginleyebildiğim öfke, tam da bu olaya şahit olduktan sonra patlak verdi. bir üniversite öğrencisinin "Kürt" derken hocadan izin aldığına şahit oldum. ne var ki bu kelimede? günlük dilde kullandığımız herhangi bir kelimeden ne farkı var? Üstelik "Türk" kelimesini sarf ederken, kimse kimseden izin istemez ve hatta bir de "Türk" kelimesini kullanmaktan gurur duyar. bir insan neden "Kürt" derken izin ister? o kadar korkutucu mu yani? oysa ki "Türk" kelimesi ile aynı harflerden oluşuyor, sadece harflerin yerleri farklı.
sadece bu kelimeden ve anlamından korkulmuyor ama. Mesela Rum, Ermeni kelimeleri de bazıları için bir hayli tehlikeli. Kesinlikle uzak durulması gerek (!)

birçokları için ben,sen ve o kişi zamirleri var.
bizler,sizler ve onlar ya da...

ben'den olmayan sen'e belki biraz anlayış gösterebilen ama o'na asla tahammül edemeyen.

bizden olmayanı dışlayan, bizim gibi konuşmayanı, düşünmeyeni aşağılayan ve bunu son derece samimiyetsiz bir şekilde reddeden, ısrarla ifade özgürlüğünü savunduğunu dile getirip, iş pratiğe geldiğinde söylediklerini uygulamayan insanlarla dolu etraf.

"öteki"leştirmek öylesine kolay ki.

1980 sonrası devlet büyüklerinin biz 80 sonrası doğan gençlere hediye ettiği (!) apolitik duruşun sonuçlarından biri mi bu? anadan, babadan duyulan bilgilere dayanarak analiz yapılamaz beyler, bayanlar.

konuşmak ve yorum yapmak istiyorsanız, zahmet olacak ama açıp 2 satır kitap okuyun.
ve siz siz olun, sakın oradan buradan duyduğunuz saçmalıklara dayanarak hiç bir temele dayanmayan fikirler üretmeye çalışmayın.

trajik bir duruma düşüyorsunuz.
haberiniz olsun.


son söz Turgut Uyar'dan gelsin:
"Sizin alınız al inandım
Sizin morunuz mor inandım
Tanrınız büyük amenna
Şiiriniz adamakıllı şiir
Dumanı da caba "


not: o kadar sinirli ve bir o kadar çaresizim ki, muhtemelen anlatmak istediklerimi aktaramadım tam anlamıyla. eminim bir sürü şey eksik kaldı, ama şimdilik bu kadarı geliyor içimden.
gerisi belki başka sefere...

3 yorum:

Marat dedi ki...

ben anladım senin anlatmak istediklerini:)) ne kadar zekiyim di mi:)

beni yorum yapmaya iten başka bir şey oldu aslında. 2 satır kitap okumak, sağdan soldan duyduklarımıza inanmamak noktasında.

daha önce farklı bir internet ortamında bunun tartışmasını yapmıştım çünkü. ben kitaplardan kafayı kaldırıp insanları dinlemeyi öğütlemiştim o zaman. adamın biri de kalkıp beni subjektif kaynaklara yönelmekle suçlamıştı.ben de kitapları yazanlar da bir özne doğal olarak kitaplarda öznel olabilir demiştim. öğüdümün sonuna da zaten akıl süzgecinizden geçirin diye yazmıştım.

sonuç olarak dışarısı bir sürü çöp kitapla da dolu. yani ister oku ister annenin babanın abinin ablanın anılarını dinle. akıl süzgecinden geçirmedikten sonra bir anlamı yok diye düşünüyorum.

soluk dedi ki...

benim orada kast ettiğim, herhangi bir olayı bir insandan dinlerken, o kişinin eşik bekçiliğine maruz kalmanız, kendi bildiği gibi, kendi gördüğü açıdan aktarır size. ama tabi aynı durum kitaplar için de geçerli. sonuçta yazarlar da önyargıları ya da şahsi fikirleri olan insanlar. ama birilerinden duyup da bilimselmiş gibi saçma sapan düşünceleri fanatikçe savunmak çok yersiz. benim asıl kızdığım da bu aslında. her ne olursa olsun senin de dediğin gibi akıl süzgecinden geçirmek asıl kilit nokta.

Marat dedi ki...

"..küçükken farklılıklar hoşgörülür de büyünce mi baatr şeyler? 7 yaşında yedi düvel çocuğu bir araya koy,sen niye siyahsın ya da sen niye benim dilimi konşmuyorsun diye sorular sormaz.Sonra kim öğretiyor bize bu soruları sormayı? Kim öğretiyor ötekini potansiyel tehlikeli bir yabancı olarak görmeyi?Aslında ötekiyi kim öğretiyor?Çok da düşünmeye gerek yok.Öteki kavramı olmazsa ne bir rekabet ortamı ne savunma yatırım ne de istediğinde üretip kendini haklı bulacağın bahanelere malzeme kalacak.Öteki var oldukça, korku olacak.Öteki var oldukça, motivasyon olacak.Öteki kamçı olacak.Ötekinden güçlü olmak,ötekinden zarar görmemek için hep tetikte olunacak ve dünya dönmeye devam edecek.Ötekiler arttıkça tatsızlaşan,çirkinleşen dünya." Sen ve ben,Aret Vartanyan,s.57-58