4 Temmuz 2009 Cumartesi

anlatmak zor!

günlerdir uykusuzdu kadın. gözleri acıyordu artık. onca yorgunluğa rağmen 1 dakika daha evde kalmaya tahammül edemezdi. attı kendini sokaklara.kalabalığa karışmalıydı. belki biraz olsun acısını unutabilirdi. uzun zamandır ne kimseyle tek bir kelime konuşmuş ne de dışarıya çıkmıştı. sokağa adım atar atmaz cep telefonunu aradı çantasında. günlerdir kapalı olan telefonu açtı, en yakın arkadaşını arayacaktı. bir tek onunla konuşmak iyi gelebilirdi.öte yandan günlerdir doğru düzgün cümle kurmadığı için nasıl konuşacağına dair bir tereddüt vardı içinde. sesi titreyecek miydi acaba? bir insan çok uzun süre sessiz kalsa, konuşmayı unutabilir miydi? hızlı hızlı numarayı çevirdi, telefonun diğer ucundan gelen sesi duyunca rahatladı : "Dışardayım, görüşelim mi" diye bir cümle fırladı dudaklarından.daha halini hatırını sormadan aceleyle konuya dalmıştı. "Elbette, bekle 1 saate kadar yanındayım" dedi telefonun diğer ucundaki kadın. telefonu kapadıktan sonra derin bir "oh" çekti. günler sonra kendi dışında başka bir insanla konuşabilecekti.

deniz kenarında bir çay bahçesine oturdu. arkadaşı gelene dek demli bir çay içebilirdi. aslında her ikisi de Türk kahvesi içmeyi severlerdi hele ki "hayat" gibi derin mevzular hakkında konuşurlarken. kahve için arkadaşının gelmesini beklemeye karar verdi. demli çayını yudumlarken uzun uzun boğazı seyretti, martıları, gemileri...en çok da dalgaları. aklına eskilerden bir anı geldi. garip bir düşün peşine düşüp Diyarbakır yolunu tuttuğunda, Dicle'ye karşı içilen kaçak çayın yanına katık edilen dost sohbetlerini hatırladı. ne kadar eskide kalmıştı? ne kadar zaman geçmişti? bilmiyordu. vazgeçmişti günleri, ayları, yılları saymaktan.yaşanan her an güzeldi, ama bitmişti, hepsi geçmişte, bir yerlerde kalmıştı.

bu düşüncelerle mücadele ederken beklediği geldi. uzaktan çay bahçesine girdiğini gördü arkadaşının. "Ne kadar huzurlu görünüyor" dedi kendi kendine. "Keşke ben de biraz huzur bulabilseydim". oturduğu masaya geldiğinde ayağa kalktı ve sımsıkı sarıldılar. arkadaşı gülümseyerek "Yüzünü gördüm ya artık cennette yerim hazır" dedi. gülüştüler..eskiden beri yaptıkları bir şakaydı bu. oturdular sonra. birbirlerine baktılar kaçamak bakışlarla. konuşulacak çok şey olmasına rağmen kimse soramıyordu merak ettiklerini. bunca zaman neler olmuştu, neler yaşamıştı kadın, herşeyi anlatmak istiyordu arkadaşına. konuşmazsa, anlatmazsa nefesinin kesileceğini sanıyordu. ama konuşamadı. hiçbirşey anlatamadı en yakın arkadaşına. neden böyle olduğunu kendi de kestiremiyordu. bir kaç cümle kurabildi sadece. onlar da siyah cümlelerdi.simsiyah...

"madem bu kadar mutsuzsun neden onu hayatından tamamen çıkarmıyorsun, yetmedi mi kendini harap ettiğin" dedi arkadaşı aniden. bu cümleyle sarsıldı kadın. bunca zamandır görüşmemiş olmalarına rağmen arkadaşı, yaşadıklarını hissetmiş olmalıydı. belki de yüzünden okunuyordu acısı. bilemedi. soramadı da.

ve söyleyemedi.

o olmadan yapamayacağını. hiç gelmese bile onu beklemek istediğini anlatamadı. şikayet ediyordu etmesine ama vazgeçemiyordu da. bir daha yarım kalmak istemiyordu.

bunu kendine itiraf etmek bile bu kadar zorken. nasıl anlatabilirdi ki?

1 yorum:

Duygu dedi ki...

bazen sessiz kalmak kelimelerin anlatabileceklerinden daha fazla şey anlatabiliyor..