25 Ağustos 2008 Pazartesi

bir dahaki sefere ?!?

yaz da bitti işte
bu yaz yapmak istediklerimin hiçbirini gerçekleştirememiş olmak bir hayli canımı sıkıyor...

beklemekten yoruldum artık.
ertelemekten.
sorumluluklardan
sıkıldım.

susmaktan,
saklamaktan,
saklanmaktan,
yoruldum....

hep bir yerlere yetişmek için koşmak istemiyorum artık
hiçbir şey yapmadan geçirdiğim günleri özlüyorum




kaç gidiş kaç dönüşe eşit?

19 Ağustos 2008 Salı

"bir eflatun ölüm"

kırgınım, saçılmış
bir nar gibiyim

sessiz akan bir ırmağım
geceden
git dersen giderim
kal dersen kalırım
git
dersen

kuşlar da dönmez, güz kuşları
yanıma kiraz hevenkleri alırım

ve seninle yaşadığım
o iyi günleri,
kötü
günleri bırakırım.

aynı gökyüzü aynı keder
değişen bir şey yok ki

gidip
yağmurlara durayım.

söylenmemiş sahipsiz
bir şarkıyım

belki
sararmış
eski resimlerde kalırım

belki esmer bir çocuğun dilinde.

bütün derinlikler sığ
sözcüklerin hepsi iğreti

değişen bir şey yok hiç
ölüm hariç.
aynı gökyüzü aynı keder.


Behçet Aysan'ın bu şiirini Ezginin Günlüğü'nden dinliyorum günlerdir. takılıp kalmışım bazı sözcüklere, çıkmıyorlar aklımdan.her an beynimin içinde aynı sözcükler, cümleler yankılanıp duruyor.

"kırgınım, saçılmış bir nar gibi"

her bir parçam dağılmış bir yere.hepsi birbirinden uzakta ve birbirinden habersiz. parçalanmış halde, öylece durup ellerime bakıyorum.
bu eller bana mı ait gerçekten?

inanmak istemiyorum.
"bunu sen yaptın, suçlu sensin.kendi ellerinle kendini parçalara ayırdın" diyen bir ses çınlıyor kulaklarımda.

8 Ağustos 2008 Cuma

geçmiş gerçekten geçmiş mi?

belki de haklıydı...
geçmişte yaşanan "şey"ler yaşandıkları anda kalmalıydı.
unutmamak da lazımdı
ama
her an, anılarla yaşamak, herşeyi geçmişe bağlayıp ileriye bakamamak da olmazdı...

yada öyle birşey işte...


gereklilikler daraltıyor ruhumu...

7 Ağustos 2008 Perşembe

çocukluğumun incir ağacı

küçüktüm.suskun bir çocuktum.ama yalnız bir çocuk değildim hiçbir zaman.kardeşim, kuzenler,teyzeler,halalar...babaannem...ve DEDEM...kalabalık bir aileydik. dedemin prensesiydim. her istediğimi anında yapacak insanlardı hepsi.
ama hiçbir şey istemezdim.
konuşmazdım.
susardım çoğu kez. nedenini hala ben de bilmiyorum.ailem de bilemedi hiçbir zaman.

küçük bahçemizde evin inşaatı sırasında dikilmiş bir incir ağacı vardı. kalın gövdesini kediler tırmalamış. gövdesinde binlerce şekil. canım sıkıldığında incir ağacının gövdesine bakar şekilleri anlamlandırmaya çalışırdım. bazı şekilleri harflere benzetirdim, bazıları da hayvanlara benziyordu. başımı yaslardım ağacın gövdesine. sessizce konuşurdum onunla..elimle ağacın gövdesine dokunurdum. acısını biraz hafifletmek umuduyla.o zamanlar da kedileri pek sevmezdim. ağacımla konuşurken "neden kediler tırmalayıp canını yakmışlar senin" diye sorardım. cevap vermezdi...aslında verirdi ama duyamazdı kimse.

işte böyle geçti çocukluğum.
yada
geçmedi
bana bir gün büyüdüğümü söylediler. büyüyüp büyümediğime karar bile veremedim. "Koskoca bir insan oldun artık" dediler. "peki" diyebildim sadece. ve "koskoca bir insan" gibi yaşamaya başladım. daha doğrusu bir yetişkin gibi yaşamayı denedim.bu denememde başarılı olup olmadığım tartışılır tabi.


okula gittim, okullardan mezun oldum,kendimi geliştirecek uğraşlar buldum. çok kitap okudum, çok insanla konuştum, çok gezdim. çok yoruldum ama durmadım hiç. staj yaptım,evde oturup işsizlik bunalımlarına girdim.sonra iş buldum,para kazandım,takdir gördüm,patronumdan azar işittim.çalışmaktan başımı kaşıyacak zamanım olmadığı dönemler oldu v.s
uzar gider bu liste.
ama hep birşeyler eksik kaldı.

tüm bu hayat serüveninde hep aynı evde yaşadım. bahçesinde yaşlı bir incir ağacı olan evde.

yıllarla birlikte incir ağacı daha da yaşlandı. bazı dalları kurudu. "küçükken" incir ağacına bağladığımız hamağa artık binmez oldum. konuşmaz oldum ağacımla.

bir gün kesmek istediler ağacımı.karşı çıktım,"çocukluğumu bana hatırlatan tek şey o.kesemezsiniz" dedim. "peki,sen böyle istiyorsan kalacak" dedi dedem. son sözü hep dedem söylerdi zaten.

kimseye sormadan geçti günler.
ben büyüdüğümü kabullenemesem de etrafımdaki insanlar yaşlanıyordu. bazıları çoktan ölmüştü, bazıları hastaydı. her ölüm sarstı beni, her ölenle birlikte büyüdüğümün ayrımına vardım biraz daha.

sonra bir gün...
üniversiteden mezun olmak için vermem gereken son sınav günü...
dedem de bizi bıraktı...fazla acı çekmeden gitti varlığından asla emin olamayacağım başka bir yere...

alışmak bu hayattaki en büyük mucize miydi yoksa ihanet mi,bilemedim hiç. ama dedemin yokluğuna alışmaya çalıştım. her aklıma geldiğinde birkaç gözyaşı döktüm, içimde bir yerler sancıdı. ama ağlamamaya çalıştım."büyümüştüm" ya, herşeye ağlanmazdı artık, ölüm hayatın bir gerçeğiydi ve bu gerçeği bir an önce kabullenmem gerekiyordu.

öyle dediler...

incir ağacı hala duruyordu. dedemin gidişiyle sanki yalnız kalmış gibiydi. ben hayatın karmaşasında çoktan kaybolup unutmuştum onu.

1 yıl geçti dedem gideli.

dün gece işten yorgun argın ayaklarımı sürüyerek evin bahçesinden içeri girdiğimde babaannemi bahçede otururken buldum. günümün nasıl geçtiğini sordu,kısa cevaplar verdim.bir an önce eve çıkıp uykuya teslim olma derdindeydim. bir an aramızda bir sessizlik oldu. "incir ağacını kestik" dedi.hiçbirşey söyleyemedim. öylesine ani olmuştu ki herşey. içimden birşeyler koptu, dedem gittiğinde olduğu gibi..."neden" diyebildim sadece titreyen bir sesle.."çok yaşlanmıştı" dedi beni böyle ikna edemeyeceğini o da biliyordu.ama yapılacak hiçbirşey kalmamıştı ki.

üzüldüğümü belli etmemeye çalışarak yatacağımı söyleyip yukarı kata,eve çıktım. dış kapının kilidini çevirip içeri girer girmez başladı gözyaşlarım dökülmeye. odamın camından sadece gövdesinin bir kısmı kalmış incir ağacına baktım.
o heybetli dallar çöp kutusunda duruyordu.
ne kadar boynu büküktü
yalnızdı...
kimsesizdi...

soluksuz kalmıştı.
tıpkı benim gibi...

ben gibi...





büyüdüğümü,
artık dedemin olduğu o eski günlerin bir daha asla geri gelmeyeceğini
kabullenmek zorundayım...

bana çocukluğumu hatırlatan herşey birer birer siliniyor hayatımdan...


sırada ne var?