20 Ocak 2012 Cuma

en sonunda cuma!

bu hafta çok kötü bir haftaydı.
sıkıntı, keder ya da her neyse işte beni bunaltan gitmedi bir türlü.
"hafta değil, yıl gibi mübarek, bitmedi gitti" diye vızıldarken bugünün cuma olması nedeniyle içime biraz su serpildi, itiraf edeyim.

haftasonu yine çalışmam gerekecek ama olsun, ofise gelmekten iyidir.

yeni yıl dileklerimden biri de daha sık yazı yazmaktı. ocağın ortasına geldiğimiz halde hala yazamadığıma göre bu dileğim tutmayacak gibi :(

19 Ocak 2012 Perşembe

Ah Ahparik Hrant...

günlerdir boğazımda kocaman bir yumru ile yaşamaya çalışıyorum. 17 Ocak'ta davanın karara bağlanması ile birlikte o yumru daha da büyüdü, nefes aldırmaz oldu bana.


tam tamına 5 yıl oldu! dile kolay! bazılarımız için ne kadar hızlı geçiyor zaman! geçiyor geçmesine de adalet gelmiyor bir türlü. duruyor orada. herkesin gördüğü ama görmek istemediği bir yerde...

biz şimdi nasıl bakacağız rakel'in gözlerine? nasıl kardeş olduğumuza inandıracağız? rakel'in 2007'de söylediği şu sözler yankılanıyor beynimde:

"biz size güvendik de kaldık bu ülkede! size güvendik! böyle mi olacaktı? söylesenize!"

evet yıprandık, bu ülkede adalete dair az da olsa umudumuz vardı, kırıldı belki. ama inat etmek zorundayız. adalet için! insanlık için! vicdan için!

ÖNEMLİ NOT:
5 yıldır olduğu gibi bugün de saat 3'te Agos'un önündeyiz. Akşam saat 19'da Taksim Meydanı'ndan elimizde meşalelerle Galatasaray'a yürüyoruz. Bu karanlığı aydınlatmak için...

8 Ocak 2012 Pazar

tam tamına 48 saat oldu

48 saattir evden dışarı adım atmadım.
istanbul'da durmaksızın yağmur yağıyor. mutsuz muyum? hiç alakası yok.
keçeler, iğneler, türlü türlü renklerde iplikler ve biricik dostum makasım yanımda. cuma akşamından beri bir sürü şey diktim. yorulmadım, hala da devam ediyorum.

arka fonda ezginin günlüğü çalıyor... sade kahve ve burçak biskuvi eşlik ediyor bana.

ben böyle çok mutluyum

6 Ocak 2012 Cuma

ama umut hala var!

güzel kelimelerle güzel cümleler kurmak isterdim. ama bu aralar zor gibi görünüyor. yeni yıl pek güzel başlamadı ama ben hala inatla umut etmeye devam ediyorum.

3 gündür sabahları bir türlü çıkamıyorum yataktan. ki uyumak en nefret ettiğim şeylerden biridir. zor geliyor sıcak yatağımı bırakıp, ayak oyunlarının döndüğü hayatın içine karışmak. mutsuz olduğum bir işte, insanlarla meydan muharebesi yaparak 9 saatimi geçirmek... bana söz hakkı verdiği halde, dinlemeyen insanlara laf anlatmak çalışmak... çok zor geliyor. hatta gururuma dokunuyor..

sabahları zorla yataktan çıkıyorum ve apar topar bir ayna buluyorum. kendime bakıyorum. uyuduğum halde dinlenemeyen gözlerime bakıyorum. kızarmış gözlerime... gözaltlarım mosmor... saçım darmadağınık.

"geçecek, hepsi yakında geçecek" diye mırıldanıyorum kendi kendime. başkaları inanmasa da ben inanıyorum. geçmek zorunda çünkü!