2 Ağustos 2009 Pazar

keşke!

boş gözlerle etrafı seyrediyorum sadece. seyretmek bile denemez aslında. bakıyorum ama hiçbirşey görmüyorum. etrafımdaki insanlar sürekli konuşuyorlar, neden bahsettiklerini bile duymuyorum. sadece anlamsız uğultular geliyor kulağıma. umurumda değil zaten hiçbiri.

hep aynı şarkıyı dinliyorum. unutturulmaya çalışılmış bir dilde söylenmiş o ağıdı...sadece beni değil seni de yaralayan o ağıdı. neyin yasını tutuyorduk o gün?
anlamını bilmediğim sözler çalınıyordu kulağıma, ama hoparlörden yükselen her kelimede içimdeki yara büyüyordu. sen de biliyordun. sözlerin anlamını sormama gerek bile yoktu zaten.
anadilimiz aynı olmasa da benzer acılardı tattığımız. çocukluğumuz bile benziyordu. birbirinden çok farklı coğrafyalarda dünyaya gelmiş ve büyümüş olmamıza rağmen. seni, sen kadar anlıyordum. tanıyordum seni, sen kadar. hissediyordum acılarını. sen de benimkileri elbette.
bu türküyü dinlerken, ilk kez seninle birlikte adım attığım o topraklar geliyor gözümün önüne...sonu başı görünmeyen salına salına akan Dicle nehri...taşlar...o taşların hikayesi...sonra bitmeyen konuşmalar...şiirden, aşktan, sanattan...birlikte söylenen şarkılar, türküler...sessizlik sonra...birlikte yaşanan ama hiç rahatsız etmeyen sessizlik... güneşi karşıladığımız günler...güneş doğunca uykuya daldığımız günler...

yetişemediğimiz hep geç kaldığımız otobüsler...saatlerce yürüdüğümüz sokaklar...başka kültürlere karşı dinmek bilmeyen merakım yüzünden beni götürdüğün kiliseler, sinagoglar, camiler, köyler....köyde peşimizi bırakmayan ufak çocuklar...o unutulmuş toprağın çocukları...

yeniden gitsem oralara.
tenimizi kavuran Ağustos güneşini umursamadan yürüsek hiç durmadan yorulmadan.
burada, İstanbul'da kimsesizken ben. gelsem oralara bir daha dönmesem...

2 yorum:

Dolunay dedi ki...

kendımı buldum bu yazıda.yuregıne saglık.

soluk dedi ki...

teşekkür ederim