11 Haziran 2009 Perşembe

batıp çıkarken..yalpalarken...ille de şiir!

yorgundu kadın.bıkmıştı.hayattan, sürekli insanlara birşeyleri anlatmaya çabalamaktan. kendinden bile bıktığını hissediyordu bazen
umursamıyordu eskisi kadar.
susma zamanıydı artık. sessizliğin söyleyecekleri vardı.

"umursamıyorum yılgınlığımı filan
çünkü sessizce yaşanmalı her şey
bir devrim sessizce olmalı mesela
ve her sözcüğüne inanmalı bir palyaçonun"

gece indi şehre. uzun bir telefon konuşmasının ardından oturduğu yerden kalktı kadın. derin bir nefes çekti kültablasındaki sigarasından. sol göğsünde ince bir sızı hissetti. daha ne kadar acıyacaktı canı?

"sevgim acıyor
kimi sevsem
kim beni sevse"

sokak lambasının aydınlattığı kaldırıma dikti gözlerini. çok eskilerden bir an canlandı gözünde: bir kadın ve bir erkek.elele herşeye ve herkese inat gülümseyerek koşuyorlardı. yere düşen asabi yağmur damlalarına inat mutluydular.
içinde kanayan bir yer vardı. kanın sıcaklığını hissetti. bir nefes daha çekti sigarasından

"elele gittiğimiz bu yolda
sen gitgide büyürsen,
benim içimde çok beklemiş
çok eski bir yer kanar..."

3 yorum:

y. dedi ki...

çok sevdiğim biri,suskunluğundan yakındığım zamanlarda ,susmak da dilin olanaklarından ,belki de an konuşkan olanı der.bu ara benzer frekansta geçiyor yaşamımız ,bende susuyorum,suskunluğum kelimesizliğimden değil,kendimden.

soluk dedi ki...

öyle elbette,suskunluğu dinlemeyi bilmek gerek.herkes farkına varmasa da çok şey anlatır, duymak gerek.şiir, suskunluğuma iyi geliyor!

atesinsesi dedi ki...

yusuf bir kuyudur insanın içinde
mesleviden bir rivayettir bu işte böyle