5 Mayıs 2009 Salı

buruk bir tat

Hıdrellez gelmiş.
Hıdrellez denince hep çocukluğum gelir aklıma.
büyümeden, büyütüldüğüm zamanlar.
küçüktüm. mahalledeki gençler evimizin karşısındaki terk edilmiş binanın kocaman bahçesine toplanır,ateş yakıp üzerinden atlarlardı. sesleri duyulurdu sabaha kadar. şarkılar, türküler...
onların yanında olmak, onlar gibi ateşin üzerinden atlamak için yanıp tutuşurdum. ama izin vermezdi annem.
tek Hıdrellez eğlencemiz küçük kırmızı keselerin içine madeni para koyup dilek dileyerek bahçedeki gül ağaçlarından birine bağlamaktı. ertesi sabah o keseleri toplayıp tüm yıl saklardık.
bir kaç gün sonra ne dilediğimi unuttuğum için, hiç bir zaman dileklerimin gerçekleşip gerçekleşmediğini bilemedim.

bu yıl Ahırkapı şenliklerine gitmeyi çok istedim.
çocukken atlayamadığım ateşin üzerinden atlamak için.
çocukken çok özendiğim bir şeyi, 25 yaşında yaşında gerçekleştirmek istedim.
ama olmadı yine.
önemliydi benim için
belki de gereğinden fazla önemli.

içimde bir burukluk var. nedenini bilemediğim.
aslında bilip de görmek istemediğim.
bugün eve geldiğimde annem, Hıdrellez'i hatırlattı ve eski günlerdeki gibi dilek dileyip gül ağacına asmamızı teklif etti. "Peki" diyemedim. hiçbir şey diyemedim.
sustum sadece.
susmamı neye yorduğunu bilmiyorum.soracak gücü bulamadım kendimde.
sorsam da içinde bulunduğum halet-i ruhiyeyi ona aktarmam zaten imkansızdı.
vazgeçtim.
sessizlik daha kolaydı.
zaten fazlasıyla yorgundum

sustuğum zamanlarda daha çok şey anlattığım olurdu kimi zamanlar.
susarken sessiz çığlıklarımı kimse duymaz sanardım.
benim için susmak, kabullenmek demek artık

şimdi sadece susuyorum.

2 yorum:

y. dedi ki...

aslında içimiz acıyorken susarız,bizi anlatacak cümle kalmamıştır,dokunacak dalımız da.
ümit dolu şeyler söylemek istiyorum ama bir aynaya baktığım gibi baktığım sana ,içimde herşey kapkara.

suskun melek dedi ki...

susmak en büyük konuşma şeklidir bazen karşımızdakine bazen ceza bile sayılır.