30 Ekim 2011 Pazar

bugün günlerden ne?


bugün benim doğum günüm!
aslında pek sevmem doğumgünlerimi. sevdiğim insanların doğumgünlerini kutlamayı, onları şaşırtmayı, hediyeler almayı çok severim de. konu kendi doğumgünüm olunca geriliyorum, pek mutlu olamıyorum nedendir bilinmez. ya da bilinir de, deşmeye değmez.

kaç yaşına girdiğimi hesaplamaya çalışıyorum. çıkamıyorum işin içinden. aslında biliyorum da, işime gelmiyor vardığım sonuç :) 25'ten sonrası ne çabuk geçti diyip duruyorum. hayıflanıyorum. yitik giden zamana. yaptıklarıma, hatta yapamadıklarıma. yine yeni bir liste yaptım kendime. muhtemelen 10 gün sonra unutacağım. yapmak istediklerimi sıraladım, hedeflerimi.

çok iyi bildiğim birşey var, zaman çok çabuk geçiyor. daha dün ilkokul sırasında zırıl zırıl ağlayan siyah önlüklü bir kız çocuğu iken, şimdi nerelerde ne hallerdeyim.

hayat garip, bir o kadar da güzel aslında. bazen acıtsa da, yaksa da canımı. güzel işte. öyle gizemli bir güzelliği var.

bu doğumgünüm sanırım unuttuğum bir şeyi hatırlattı bana.
bir daha unutmamak dileğiyle...

bu yaş, hepsinden daha güzel olsun!

25 Ekim 2011 Salı

sen ve öteki

günlerdir boğazımda koca bir yumruyla yaşıyorum. bununla yaşamak çok ama çok zor. yapacak pek birşey de yok şimdilik. ne zaman diner acım, bilmiyorum. ama bildiğim bir şey var ki elim kolum bağlı oturmak delirtiyor insanı. ufak da olsa bir şeyler yapmak yetmiyor... yetmeyecek de.

hayretle izliyorum olan biteni. kendilerini insan olarak tanımlayan varlıkların çirkinleşmekte ne kadar ileriye gidebildiklerine şaşırıyorum. utanıyorum. daha ne kadar alçalabilirler?

bir insanı etnik kimliği nedeniyle aşağılamak, ayrımcılığa tabi tutmak daha da kötüsü soykırım olmasını dileyecek kadar gözünü karartmak, bu kadar canileşmek nasıl olabiliyor? gerçekten anlamıyorum. anlamak da istemiyorum asla.

insana değer vermeyi ne zaman öğreneceğiz acaba? bu nefret, kin kime ne kazandıracak? insana, dinini, cinsiyetini, etnik kimliğini önemsemeden, yalnızca insan olduğu için değer vermek neden bu kadar zor? bu topraklar ne zaman kana doyacak? depremde insanların hayatını kaybetmesi de bir tür cinayet değil mi?

son ve belki de en önemli soru... devlet, ne zaman hesap verecek?

17 Ekim 2011 Pazartesi

herşey olur, herşey biter

ruh halim her geçen gün iyiye gideceğine daha da dibe vuruyor.
kendi kendime tekrarlayıp durduğum telkinler işe yaramıyor çoktandır.

insanlara hala şaşırabildiğim için kızıyorum kendime.
oysa şaşırmamak lazım. insan büyüdükçe şaşırmamayı öğrenmeli. alışmalı hayata. insanlara. o insanların dengesizliklerine. dengesizliklerin kendi dengesini de bozmasına alışmalı.

yalanlara bile alışmalı insan. biri kendisine yalan söylediğinde şaşırmamalı. herşey olabilir bu dünyada. herşey ama gerçekten herşey.

herkes herkesi yarı yolda bırakabilir. herkes değişebilir. "olmaz" diye birşey yoktur burada.

hani çocuklar yeni birşeyle karşılaştıklarında gözlerini kocaman açar ve merakla sorarlar ya. yetişkinler ise zorda kalmadıkça soru sormaz, soru sormak ayıp birşeymiş gibi... onlar herşeyi bilir, övünürler bununla. çünkü onlar için hiçbirşey yeni değildir, şaşılacak hiç değildir. yetişkinler, gözlerini kısarak bakar etrafa.

ben büyümek istemedim hiç.
büyüdün dediler, peki demek zorunda kaldım.
22 yaşındaydım, "neden bu kadar çok soru soruyorsun" diye uyardılar beni. 27 yaşındayım, hala da uyarıyorlar.

27 yaşında biri neden soru sorar ki? öyle değil mi?


rica etsem, yormasanız beni... siz kendinden başkasını sevmeyenler, herşeyi herkesten çok bilenler ve siz tüm gücün kendinde olmasını isteyenler... hızlıca çıksanız hayatımdan...

DERHAL!



p.s: konuyla alakasız ama bu şarkı iyi gider

12 Ekim 2011 Çarşamba

"canım insanlar, sonunda bana bunu da yaptınız"

günlerdir tek kelime yazamıyorum. yazmak istesem de yazamıyorum.
kelimeler terk edip gitti beni.
sorumlusu kim?
herkes kadar ben elbette. ama tek suçlunun ben olmadığımdan adım gibi eminim.

şu saçma sapan ayak oyunlarına alışamadım gitti.

eğer 'birileri' okuyorsa bu yazdıklarımı söyleyeceğim tek birşey var.
rezil dünyanızda olduğum için kendimden utanıyorum. beni bu noktaya getirdiniz ya, vallahi helal olsun size NOKTA


2 Ekim 2011 Pazar

dur, nereye?


zaman yetmiyor bana. haftasonu yine hızlıca geçti. eylül'ü de bitirdik, ekim bile geldi.

haftasonu yapmak istediklerimin yarısını bile bitiremedim. keşke uyumamayı becerebilsem ...

oldum olası sevmem uyumayı zaten, ama bünyem bir yerden sonra dayanamıyor. keşke her gün 3 saat uykuyla durabilsem...

işte yaşadığım sorunlar, başka huzursuzluklar ve koşturmacanın içinde, uzun zamandır hayal kurmaya vakit ayıramadığımı fark ettim bugün. ve kızdım kendime.

ne olursa olsun hayal kurmaktan vazgeçmemek lazım. zor belki ama olsun... ben bugün yeniden hayal kurmaya başladım bile.

bu ara yine keçelere, boncuklara geri döndüm. ölçüyorum, kesiyorum, dikiyorum, yapıştırıyorum. ve tüm bunları yaparken çok mutlu oluyorum. unutuyorum kötü olan herşeyi.
keşke daha çok zaman ayırabilsem... çok iyi geliyor birşeyler üretmek, insanların yaptıklarıma değer verdiğini görmek...

keşke bir atölyem olsa!