şeker bayramı, kurban bayramı gibi bayramlara dair hiç çocukluk anım yok benim. hani derler ya, "bizim zamanımızda bayramlar ne güzeldi" diye. ben hiç kuramadım bu cümleyi.
bu tür bayramlar benim için tatil anlamına gelirdi, o kadar.
ne mahalledeki çocuklarla şeker toplamaya gittim ne de akraba ziyaretine.
akraba dediğim zaten 2-3 kişi vardı o kadar.
çocukluğuma ait birkaç anı içinde 23 Nisan anılarının yeri başkadır her zaman.
ilkokul 2.sınıftaydım. okulun bando takımında, takımın en küçüğü olduğum yetmezmiş gibi bir de takımdaki tek kız öğrenciydim.
bandoda görev almak istediğim zaman öğretmenim çok şaşırmıştı. benim gibi sessiz, sakin ve aklı başında bir ufaklığın bando ile gürültü (!) çıkaracak olması ilginç gelmişti sanırım, bilemiyorum. ve muhtemelen hevesimin kısa süreceğini sanıp sesini çıkarmamıştı.
oysa ki ben inat ettim ve dahası çok sevdim bandoda olmayı. ilkokulu bitirene kadar tüm resmi bayramlarda trampet çaldım.
şimdi bugün 23 Nisan ya. ilkokul 2. sınıfta ilk kez bando takımıyla 23 Nisan kutlamalarına katıldığım günü hatırlıyorum. hiç unutmadım hatta.
8 yaşında mini minicik bir kız çocuğu hayal edin. cılız, bünyesi zayıf. sık sık hasta oluyor. nazlı mı nazlı bir kız çocuğu. bir hasta oldu mu tüm aile nöbet tutuyor başında. öylesine üzerine titriyorlar bu ufaklığın. sabahları saat 6'da dedesi onun için dikiliyor fırının kapısına, taze ekmek alıyor, okula giderken sıcak ve taze ekmek ile kahvaltı etsin diye. prensesmiş gibi davranıyorlar.
haliyle bando takımına katılmasını garipsemişler, narin ya başı ağrıyacak diye endişelenmekteler.
o kız çocuğu bendim işte. bando takımının en küçüğüydüm. öyle ki provalarda trampet sol dizime çarpa çarpa, dizim yara olurdu. küçücük boyumla o ağır trampeti taşımak zor olurdu.
azimliydim, evet başım bazen provalarda çok ağrıyordu, vazgeçecek gibi oluyordum. ama inatçıydım, bu işi kıvıracaktım. kıvırdım da.
23 Nisan gelip çattığında heyecandan duramıyordum yerimde. bando takımıyla yaklaşık 40 dakika sürecek bir yürüyüş yapacaktık. tek bir sorun vardı. 40 dakika trampeti taşımaktan sol dizim yara bere içinde kalacaktı yine, canım yanacaktı.
ama ailem dahiyane bir çözüm üretmişti bile. tez sol dizime 3 kat bandaj sarıldı. trampet dizimi yaralamasın diye! işe yaradı mı yaramadı mı hatırlamıyorum.
tek ve en net hatırladığım şey, biri çocuk, 7'si yetişkin 8 kişinin bando takımını yakından takip ettiği !
kimler mi? annem, babam, babaannem, dedem, teyzem, anneannem, halam ve kardeşim...
güzel günlerdi...çok güzel günler...
bugün 23 Nisan. ben koskocaman olmuşum. ne bando kalmış, ne trampetim, ne beyaz ayakkabılarım...ne bando üniformam... hatta siyah önlüğümle 5 yıl gidip geldiğim ve bir gün çocuğum olursa onun da orada eğitim almasını istediğim okulum bile yıkılmış, yok edilmiş...
önce anneannem gitmiş, sonra dedem, en son babaannem... geriye kalan herkes hayat koşturmacasında. herkes kendi derdinde.
bilseler...o günleri ne çok özledim ben!
bilseler, 27 yaşıma geldim ama unutamadım hiç o mutlu günleri!
23 Nisan 2011 Cumartesi
9 Nisan 2011 Cumartesi
yalnızlık, sandığınız kadar korkutucu değil
çocukluğumun kahramanlarından biri daha uçup gitti sonsuzluğa.
2011 benim için çok kötü başladı, kötü bir biçimde de devam ediyor.
acaba tüm insanlar için geçerli mi bu durum?
bilemiyorum.
masallar bu sefer gerçekten öksüz kaldı!
-----
İstikal Caddesi'nde yürüyorum. yapayalnız. yalnızlık sanıldığı kadar korkutucu değil.
yürüyorum İstiklal'den Tünel'e doğru. insanlar geçiyor sağımdan solumdan. hiçbirinin yüzünü tam olarak göremiyorum. görmeye de çalışmıyorum aslında.
sesler duyuyorum. anlamsız cümleler dökülüyor ortalığa. duymuyormuş gibi yapıyorum. dünya bu kadar anlamsız olmamalı.
bu insanlar kim? neden bahsediyorlar?
yağmur yağıyor. her zaman yanımda taşıdığım şemsiyemi açmayı aklımdan bile geçirmiyorum.
ıslanmak sanıldığı kadar rahatsız edici değil.
o yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor.
sanki sonsuza kadar yürüyebilirmişim gibi.
yürüsem, hiç durmadan yürüsem beynimdeki sesleri susturabilir miyim?
sonsuza kadar...
----
"Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle"*
*Ahmet Telli-Özletiyor Seni Bu Yağmurlar
2011 benim için çok kötü başladı, kötü bir biçimde de devam ediyor.
acaba tüm insanlar için geçerli mi bu durum?
bilemiyorum.
masallar bu sefer gerçekten öksüz kaldı!
-----
İstikal Caddesi'nde yürüyorum. yapayalnız. yalnızlık sanıldığı kadar korkutucu değil.
yürüyorum İstiklal'den Tünel'e doğru. insanlar geçiyor sağımdan solumdan. hiçbirinin yüzünü tam olarak göremiyorum. görmeye de çalışmıyorum aslında.
sesler duyuyorum. anlamsız cümleler dökülüyor ortalığa. duymuyormuş gibi yapıyorum. dünya bu kadar anlamsız olmamalı.
bu insanlar kim? neden bahsediyorlar?
yağmur yağıyor. her zaman yanımda taşıdığım şemsiyemi açmayı aklımdan bile geçirmiyorum.
ıslanmak sanıldığı kadar rahatsız edici değil.
o yol hiç bitmeyecekmiş gibi geliyor.
sanki sonsuza kadar yürüyebilirmişim gibi.
yürüsem, hiç durmadan yürüsem beynimdeki sesleri susturabilir miyim?
sonsuza kadar...
----
"Burada yağmur yağıyor
Aralıksız yağıyor günlerdir
Ama sen yine de şemsiyeni
Almadan gel ilk otobüsle"*
*Ahmet Telli-Özletiyor Seni Bu Yağmurlar
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)