sevmiyorum bayramları. sevemiyorum belki de.
herhangi bir günden hiçbir farkı yok benim için.
insanlar neden böyle düşündüğümü anlamıyorlar. ben de anlatamıyorum sanırım.
neyse uzun hikaye.
nasılsa konuşmak, anlaşmak anlamına gelmiyor çoğu zaman.
27 Kasım 2009 Cuma
24 Kasım 2009 Salı
20 Kasım 2009 Cuma
anlamıyorum.
İstanbul'da yaşayanlar bilir. Beşiktaş'ta iki tane vapur iskelesi bulunur. Birinden Kadıköy seferleri diğerinden ise Boğaz seferleri yapılır. Anadolu yakasında yaşamama rağmen zamanımın çoğunu Avrupa yakasında geçirdiğim için ulaşım için vapuru kullanıyorum.
Beşiktaş'ta şu an Boğaz seferlerinin yapıldığı iskelenin (eskiden Kadıköy iskelesiydi, Beşiktaş'taki üst geçidin arkasında olan) yanında önceden 2 tane çay bahçesi vardı. çayı pek güzel olmasa da orada oturup Boğaz manzarasına karşı çay içmeyi pek severdim. hatta birçoğu severdi sanırım. zira özellikle de güneşli havalarda yer bulmak imkansızdı. buraların 24 saat açık olması da ayrı bir güzeldi. arkadaşlarla sabahladığımız nadir gecelerde güneşin doğuşunu izlemişliğimiz de vardır.
neyse lafı fazla uzatmayayım.
yanılmıyorsam geçen yıldı. bu 2 çay bahçesi Başbakan'ın güvenliği(!) nedeniyle kapatıldı. çünkü çay bahçelerinin hemen yanındaki yüksek duvarlarla çevrili bahçede bulunan bina, Başbakan'ın İstanbul'a geldiğinde kullandığı çalışma ofisi. orada çay içen insanlar mazallah başbakana zarar verebilirdi.
insanlar ayaklandı, imzalar toplandı, tepkiler dile getirildi ama nafile...bir daha orada o hasır taburelerde oturup denizi izleyemedik.
ama kaldırımların üzerinde oturup çay içebildik. çünkü çay-kahve-çekirdek satan seyyar satıcılar vardı. ama sanırım birkaç güne kadar artık bundan da mahrum kalacağız. çünkü o alanı çim halıyla kaplıyorlar 2 gündür, hummalı bir çalışma var.
üst geçidin oradaki otobüs durağını da güvenlik (!) nedeniyle kaldırmışlar. insanların bir sonraki durağa gitmeleri için baya yürümeleri gerekiyor bu nedenle.
velhasıl bu işte benim anlamadığım birşeyler var.
başbakanın güvenliği nedeniyle neden halkın özgürlüğü kısıtlanıyor?
aslında daha önemli bir soru var.
iktidarlar için halk bu kadar önemliyken, bir başbakan halktan nasıl ve neden korkar?
son olarak da halk korkulacak birşey mi?
Beşiktaş'ta şu an Boğaz seferlerinin yapıldığı iskelenin (eskiden Kadıköy iskelesiydi, Beşiktaş'taki üst geçidin arkasında olan) yanında önceden 2 tane çay bahçesi vardı. çayı pek güzel olmasa da orada oturup Boğaz manzarasına karşı çay içmeyi pek severdim. hatta birçoğu severdi sanırım. zira özellikle de güneşli havalarda yer bulmak imkansızdı. buraların 24 saat açık olması da ayrı bir güzeldi. arkadaşlarla sabahladığımız nadir gecelerde güneşin doğuşunu izlemişliğimiz de vardır.
neyse lafı fazla uzatmayayım.
yanılmıyorsam geçen yıldı. bu 2 çay bahçesi Başbakan'ın güvenliği(!) nedeniyle kapatıldı. çünkü çay bahçelerinin hemen yanındaki yüksek duvarlarla çevrili bahçede bulunan bina, Başbakan'ın İstanbul'a geldiğinde kullandığı çalışma ofisi. orada çay içen insanlar mazallah başbakana zarar verebilirdi.
insanlar ayaklandı, imzalar toplandı, tepkiler dile getirildi ama nafile...bir daha orada o hasır taburelerde oturup denizi izleyemedik.
ama kaldırımların üzerinde oturup çay içebildik. çünkü çay-kahve-çekirdek satan seyyar satıcılar vardı. ama sanırım birkaç güne kadar artık bundan da mahrum kalacağız. çünkü o alanı çim halıyla kaplıyorlar 2 gündür, hummalı bir çalışma var.
üst geçidin oradaki otobüs durağını da güvenlik (!) nedeniyle kaldırmışlar. insanların bir sonraki durağa gitmeleri için baya yürümeleri gerekiyor bu nedenle.
velhasıl bu işte benim anlamadığım birşeyler var.
başbakanın güvenliği nedeniyle neden halkın özgürlüğü kısıtlanıyor?
aslında daha önemli bir soru var.
iktidarlar için halk bu kadar önemliyken, bir başbakan halktan nasıl ve neden korkar?
son olarak da halk korkulacak birşey mi?
18 Kasım 2009 Çarşamba
"sudaki mahrem yüzüm, taştaki ürkek güzelliğim"
çok mutsuzum.
yarın ayın 19'u...
keşke'lerime bir tane daha ekleyeceğim...
şimdi
ben
bir tek
sensiz
hayatta kalmaktan
korkuyorum...
aslında.
yarın ayın 19'u...
keşke'lerime bir tane daha ekleyeceğim...
şimdi
ben
bir tek
sensiz
hayatta kalmaktan
korkuyorum...
aslında.
16 Kasım 2009 Pazartesi
uyusam..
huzurlu bir uykuydu istediğim. fazlası değil.
fazlasını istememenin hiçbir şeye yaramayacağını da biliyorum artık.
sahi ben, gördüğün rüyanın neresindeyim?
hangi rolü biçtin bana?
hiç mi?
hiç!
onu da başarmak zor...
fazlasını istememenin hiçbir şeye yaramayacağını da biliyorum artık.
sahi ben, gördüğün rüyanın neresindeyim?
hangi rolü biçtin bana?
hiç mi?
hiç!
onu da başarmak zor...
15 Kasım 2009 Pazar
bilmiyorum
-Sesin kötü geliyor, birşey mi oldu?
-Hayır, yorgunum sadece.
-Neden? İş yüzünden mi?
-Bilmiyorum.Hem evet hem hayır galiba.
-Mutlu olman için bir sürü neden var.
-Bilmiyorum!!!!!
gerçekten bilmiyordum. hala da bilmiyorum. şu an beni ne mutlu edebilir?
geçip giden zaman ben istemesem de yitiriyor anlamını.
dakikaları saydıkça, çoğalıyorlar sanki.
nereden ve nasıl geldim buraya?
bilmiyorum!
-Hayır, yorgunum sadece.
-Neden? İş yüzünden mi?
-Bilmiyorum.Hem evet hem hayır galiba.
-Mutlu olman için bir sürü neden var.
-Bilmiyorum!!!!!
gerçekten bilmiyordum. hala da bilmiyorum. şu an beni ne mutlu edebilir?
geçip giden zaman ben istemesem de yitiriyor anlamını.
dakikaları saydıkça, çoğalıyorlar sanki.
nereden ve nasıl geldim buraya?
bilmiyorum!
7 Kasım 2009 Cumartesi
biraz kırgın biraz kızgın...
bugün hiç uyanmak istemedim. ama uyanmak zorundaydım. yaşamam gereken bir gün, yapmam gereken bir sürü iş beni bekliyordu. kaçmak istedim. herşeyden ve herkesten.
belki kendimden bile.
bunları hissetmemenin bir çok nedeni var aslında.
tüm suçu birşeye ya da birine yıkmak olmaz.
herkes kadar ben de suçluyum.
inandığım için.
herkesi kendim gibi sandığım için.
İstanbul'da herşeyin kirlendiğine inanmadığım için.
ben de suçluyum.
yoruldum bu şehirden.
kirlenen herşeyden.
belki kendimden bile.
bunları hissetmemenin bir çok nedeni var aslında.
tüm suçu birşeye ya da birine yıkmak olmaz.
herkes kadar ben de suçluyum.
inandığım için.
herkesi kendim gibi sandığım için.
İstanbul'da herşeyin kirlendiğine inanmadığım için.
ben de suçluyum.
yoruldum bu şehirden.
kirlenen herşeyden.
4 Kasım 2009 Çarşamba
"kesin artık ağlamayı, ıslandım yeteri kadar"
gökyüzü delinmiş sanki, günlerdir yağmur yağıyor.
oradan oraya savrulan ben! kim?
oradan oraya savrulan ben! kim?
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)