yine aynı kabustan uyandı güne.
perdenin aralığından içeriye sızan güneşe bakılırsa hava düne göre daha iyiydi sanki. en azından öyle olmasını umdu.
bir an önce yataktan çıkmalıydı. yoksa bütün günü yatakta geçirirdi ki bu da asla istemeyeceği birşeydi.
günlerden cumartesiydi.
en sevdiği gün...sokaklar insanlarla dolup taşardı cumartesileri. yorgun geçen bir haftanın ardından eğlenilirdi. biraz müzik, biraz alkol, bir kaç dost...sokaklar...
apar topar çıktı yataktan.saate baktı, 11'di. henüz erkendi. hazırlanmak için zamanı vardı.
önce demli bir çay içmeliydi. kahvaltı etmese de olurdu, zaten günlerdir midesine doğru düzgün birşey girmemiş, nadiren acıktığından da geçiştirmişti.buna rağmen ayılmak için mutlaka kahve yada çay içmeliydi. çay içmeye karar verdi. özlemişti Diyarbakır'dan getirdiği kaçak çayın sert tadını.
çay demlenirken televizyona göz attı biraz, saçma sapan programlar vardı.
kapadı televizyonu.müzik dinlese daha iyi olacaktı.
kocaman kupasında sıcacık ve demli çayı...kulağında sevdiği ezgiler...günlerden cumartesi..
güneşli olmasa da dünlere göre daha açık bir hava...
ne bozabilirdi ki keyfini?
akşam ne yapabileceğini düşünmeye başladı.
nereye gitse, kimi arasaydı?
cep telefonunu eline alıp rehbere göz gezdirdi. ne kadar çok arkadaşı vardı!
ama herkesin kendine göre bir hayatı vardı. kimse, kendi gibi değildi.
işsiz, çaresiz...
çok arkadaşı olmasına vardı ama yalnızdı aslında, kimsesizdi.
içine bir sancı saplandı.
tüm neşesi bir anda sönüp gitti.
evet, sokağa çıkacaktı yine.
her cumartesi yaptığı gibi.
tek başına.
vuracaktı kendini yollara.
belki bir kaç arkadaşıyla görüşecekti bir kaç saatliğine.
ama o kadardı sadece.
anlatamayacaktı asıl derdini. onlar da anlamayacaklardı zaten.
günlerden cumartesiymiş.
ne farkı var ki dünden?
28 Şubat 2009 Cumartesi
27 Şubat 2009 Cuma
bekleme nöbetleri...
camın kenarında oturuyorum tüm gün boyunca. dışarıda bensiz akıp giden hayatı izliyorum.
yaptığım hiçbir şey yok.beklemekten başka.
neyi beklediğimi bile bilmeden.
bekliyorum işte.
beklemek, eskilerden kalma bir alışkanlık olmuş bende.
farkına varamamışım bunca zaman.
alışkanlıklardan vazgeçmek ne kadar zor?
artık çok mu geç?
bilmem.belki de.
yaptığım hiçbir şey yok.beklemekten başka.
neyi beklediğimi bile bilmeden.
bekliyorum işte.
beklemek, eskilerden kalma bir alışkanlık olmuş bende.
farkına varamamışım bunca zaman.
alışkanlıklardan vazgeçmek ne kadar zor?
artık çok mu geç?
bilmem.belki de.
26 Şubat 2009 Perşembe
neden mi beklemek gerek?
K: Zaman gerek. Beklemek gerek. Tüm bunlar için de sabır gerek. Sende olmayan sabır!
A: Neden beklemek gerek? Neyi bekleyeceğiz daha? Yetmedi mi? Ben acıktım sen de birşeyler yemek ister misin?
K: Hayır. Ben kendi beynimi yiyerek doyabiliyorum.
A: Karanlığından vazgeç artık. Bak güneş gülümsüyor İstanbul'a
K: Güneş ve İstanbul. Bozacının şahidi şıracı. Güneş de en az İstanbul kadar yalancı. Sabahları yüzüme gülüp beni o parça parça uykularımdan uyandırmakla bana iyilik yaptığını sanıyor, oysaki en büyük yanılgıya düşüyor. Sevmiyorum.Sevemiyorum.
A: Neden beklemek gerek? Neyi bekleyeceğiz daha? Yetmedi mi? Ben acıktım sen de birşeyler yemek ister misin?
K: Hayır. Ben kendi beynimi yiyerek doyabiliyorum.
A: Karanlığından vazgeç artık. Bak güneş gülümsüyor İstanbul'a
K: Güneş ve İstanbul. Bozacının şahidi şıracı. Güneş de en az İstanbul kadar yalancı. Sabahları yüzüme gülüp beni o parça parça uykularımdan uyandırmakla bana iyilik yaptığını sanıyor, oysaki en büyük yanılgıya düşüyor. Sevmiyorum.Sevemiyorum.
25 Şubat 2009 Çarşamba
ah Hejar...negri*
Hejar...söndürme
gözlerindeki
yıldızları...
yalnızlığı paylaşmak için bazen aynı dili konuşmaya bile gerek yok.bunu sen anlattın bana.
bak şimdi ne haldeyiz?
"...ölümün ucundan döndün çocuk, ölmeye yakın olan benim.
insanlar bozuldu, biz bozduk, dengeyi bozduk, doğayı bozduk, herşeyi bozduk..."
*negri: ağlama
kriz-al anlar
günlerce aynı şarkıyı dinliyorum.
dinlediğim o şarkının hep aynı cümlesinde doluyor gözlerim.
aynı şiirleri okuyorum. küçük not kağıtlarına birkaç dize yazıp giydiğim kıyafetlerin cebine koyuyorum. yolda, otobüste, banka kuyruğunda...cebimden çıkarıp o küçük kağıtlardaki dizeleri okuyorum.
geceleri uyuyamayacağımı bile bile yatıyorum.
gözlerimi kapamaktan korkuyorum bazen.
çünkü...
çünkü gözlerimi kaparsam dizeler gelecek aklıma.
keşke ben yazsaydım dediğim dizeler...
parçalarımı toplamaya çalışıyorum
parçaların toplamı bütüne eşit midir?
değil. tüm parçalarımı bir araya getirsem -ki bu imkansız- bir ben etmeyeceğiz, biliyorum
dinlediğim o şarkının hep aynı cümlesinde doluyor gözlerim.
aynı şiirleri okuyorum. küçük not kağıtlarına birkaç dize yazıp giydiğim kıyafetlerin cebine koyuyorum. yolda, otobüste, banka kuyruğunda...cebimden çıkarıp o küçük kağıtlardaki dizeleri okuyorum.
geceleri uyuyamayacağımı bile bile yatıyorum.
gözlerimi kapamaktan korkuyorum bazen.
çünkü...
çünkü gözlerimi kaparsam dizeler gelecek aklıma.
keşke ben yazsaydım dediğim dizeler...
parçalarımı toplamaya çalışıyorum
parçaların toplamı bütüne eşit midir?
değil. tüm parçalarımı bir araya getirsem -ki bu imkansız- bir ben etmeyeceğiz, biliyorum
24 Şubat 2009 Salı
23 Şubat 2009 Pazartesi
hadi..
"anlatsana" dedi.
nasıl anlatabilirdim. daha doğrusu neyi anlatabilirdim.bilmiyordum ki.
içimdeki o koskoca boşluğu hangi kelimelerle ifade edebilirdim?
yetmezdi.ana dilim dahil bildiğim hiçbir dilde o boşluğu anlatacak bir kelime yoktu.
keşke olsaydı!
nasıl anlatabilirdim. daha doğrusu neyi anlatabilirdim.bilmiyordum ki.
içimdeki o koskoca boşluğu hangi kelimelerle ifade edebilirdim?
yetmezdi.ana dilim dahil bildiğim hiçbir dilde o boşluğu anlatacak bir kelime yoktu.
keşke olsaydı!
22 Şubat 2009 Pazar
kim o? biri...birileri...
"yakaladığı yıldızı avuçlarında tutan; keskin uçların kanattığı bir kadın, ay ışığının yaraladığı bir kalbe beş gün beş gecedir ninniler söyleyen bir kadın...yine de anlatmayacaktı aşkını."
21 Şubat 2009 Cumartesi
çok sesli bitiş korosu
beynimin içindeki çok sesli bitiş korosu son şarkısını söylüyor.
her kafadan ayrı bir ses çıksa da.hepsi farklı bir şarkı da söylese
herkes son şarkı olduğunun farkında!
konser bitmek üzere.
sanırım bittiğinde can yakıcı bir sessizlik olacak!
olsun!
kangren olan yeri kesip atmak lazımmış!
her kafadan ayrı bir ses çıksa da.hepsi farklı bir şarkı da söylese
herkes son şarkı olduğunun farkında!
konser bitmek üzere.
sanırım bittiğinde can yakıcı bir sessizlik olacak!
olsun!
kangren olan yeri kesip atmak lazımmış!
20 Şubat 2009 Cuma
geçmiş...geçse artık...
geçmiş.
geçmiyor işte.
ne senin ne benim peşimizi bırakmıyor an'lar, anı'lar...
birer anı koleksiyoncusu olarak geldiğimiz bu dünyada, rollerimizi değiştirme hakkımız yok.
söylesene biriktirdiğimiz bunca anının ne yararı var bize?
canımızı yakmaktan başka neye yaradı?
bir adım bile ileriye gidememizin nedeni ne acaba diye hiç düşündün mü?
elimizi ayağımızı bağlayıp bizi dünlere hapseden o çok kıymetli anılarımız değil mi?
söylesene nolur!
susmasana...
yoksa sesin de mi geçmişte kaldı?
geçmiyor işte.
ne senin ne benim peşimizi bırakmıyor an'lar, anı'lar...
birer anı koleksiyoncusu olarak geldiğimiz bu dünyada, rollerimizi değiştirme hakkımız yok.
söylesene biriktirdiğimiz bunca anının ne yararı var bize?
canımızı yakmaktan başka neye yaradı?
bir adım bile ileriye gidememizin nedeni ne acaba diye hiç düşündün mü?
elimizi ayağımızı bağlayıp bizi dünlere hapseden o çok kıymetli anılarımız değil mi?
söylesene nolur!
susmasana...
yoksa sesin de mi geçmişte kaldı?
19 Şubat 2009 Perşembe
iki kadın
İki Kadın
Bir-İnci Kadın
Dildeki iğne... boşluklar...
Gittin...
Bıraktığın her yarım paragraf gibi
Tüm çemberlerini yaktın aşkın
Göğsümdeki kuşları katarak yanına
Gittin...
İkinci Kadın
Doğdum, doğurdum, dirildim...
Geldin...
Teninin beyaz at barınağındayım artık
Kat beni içinin bozkırlarına
Yeniden kuşlar uçuyor işte benden
Siyah yok artık
Geldin ya...
Bir-İnci Kadın
Ateş sondur, ateş sonsuzluk...
Pimi çekilmiş bir hayat bana bıraktığın
Üstü jilet dolu artık ellerimin
Kimse tutmasın sadece sen kal diye
Ama sen
Gittin...
İkinci Kadın
Umut sızıyor çatlaklarımdan...
Ne kadar da sen dolu artık hayat
Ellerim bahar kokuyor ellerinde
Sanki hiç bitmeyecek bu rüya
Gece olmayacak hiç
Geldin ya...
Bir-İnci Kadın
Suyu yırtar bıçak...
Ne kadar söksem camkırıkları dolu içim
Aynalar bomboş sensiz
Dudakların eski bir resim gibi
Biliyorum eskisi gibi olmayacak hayat
Çünkü sen
Gittin...
İkinci Kadın
Ceplerimden fener sarkıyor geceye...
Göğsümü yırtsam cam bilyeler saçılacak yerlere
Benden çok sen varsın aynalarda
Dudakların ne kadar da kırmızı
Sevişmeler leylak kokuyor artık bende
Geldin ya...
Tuğba Gürelli
Bir-İnci Kadın
Dildeki iğne... boşluklar...
Gittin...
Bıraktığın her yarım paragraf gibi
Tüm çemberlerini yaktın aşkın
Göğsümdeki kuşları katarak yanına
Gittin...
İkinci Kadın
Doğdum, doğurdum, dirildim...
Geldin...
Teninin beyaz at barınağındayım artık
Kat beni içinin bozkırlarına
Yeniden kuşlar uçuyor işte benden
Siyah yok artık
Geldin ya...
Bir-İnci Kadın
Ateş sondur, ateş sonsuzluk...
Pimi çekilmiş bir hayat bana bıraktığın
Üstü jilet dolu artık ellerimin
Kimse tutmasın sadece sen kal diye
Ama sen
Gittin...
İkinci Kadın
Umut sızıyor çatlaklarımdan...
Ne kadar da sen dolu artık hayat
Ellerim bahar kokuyor ellerinde
Sanki hiç bitmeyecek bu rüya
Gece olmayacak hiç
Geldin ya...
Bir-İnci Kadın
Suyu yırtar bıçak...
Ne kadar söksem camkırıkları dolu içim
Aynalar bomboş sensiz
Dudakların eski bir resim gibi
Biliyorum eskisi gibi olmayacak hayat
Çünkü sen
Gittin...
İkinci Kadın
Ceplerimden fener sarkıyor geceye...
Göğsümü yırtsam cam bilyeler saçılacak yerlere
Benden çok sen varsın aynalarda
Dudakların ne kadar da kırmızı
Sevişmeler leylak kokuyor artık bende
Geldin ya...
Tuğba Gürelli
ben-sen-ses
"Beni senle yıka, beni sesinle yıka"
sersem bir heceyim ben.
sersem bir heceyim ben.
düştü..düş bozumu.
A: Neler oluyor? Neyin var?
K: Olan biten HİÇ birşey yok.Sorun da bu değil mi zaten? HİÇ!
A: Yine başladı HİÇ'liğe olan takıntın. Anlatsana, neler oluyor?
K: Anlamıyorsun. Anlaman imkansız zaten. HİÇ kimse HİÇ kimseyi anlayamaz.
A: Saçmalıyorsun.
K:Keşke.
A:???
K:Bakma bana öyle, gözlerim bitti artık, göremiyorum. Bir düş vardı.İçinde ben ve öteki. Öteki değildi aslında, o da ben gibiydi, bana aitti, bendi. Ama gitti, gitti ve bir düş sakat kaldı. Bozuldu tüm sihir. Şimdi hangi aynaya baksam, bir başka kadın görüyorum karşımda.
A: Kafan çok karışmış.
K:Martı çığlıklarını duyabiliyor musun? Her martı çığlığı, bir yerlerde birilerinin öldüğünü anlatır kendini ölümsüz sanan bizlere. Sakın hiçbirşey söyleme. Sadece o çığlıkları duymaya çalış.Bak ölüyor birileri, bugün olmasa da yarın biz de öleceğiz. söyle geriye ne kalacak?
A:.....
K:Korktun dimi? Ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada. Ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek...
hadi birlikte susalım...
K: Olan biten HİÇ birşey yok.Sorun da bu değil mi zaten? HİÇ!
A: Yine başladı HİÇ'liğe olan takıntın. Anlatsana, neler oluyor?
K: Anlamıyorsun. Anlaman imkansız zaten. HİÇ kimse HİÇ kimseyi anlayamaz.
A: Saçmalıyorsun.
K:Keşke.
A:???
K:Bakma bana öyle, gözlerim bitti artık, göremiyorum. Bir düş vardı.İçinde ben ve öteki. Öteki değildi aslında, o da ben gibiydi, bana aitti, bendi. Ama gitti, gitti ve bir düş sakat kaldı. Bozuldu tüm sihir. Şimdi hangi aynaya baksam, bir başka kadın görüyorum karşımda.
A: Kafan çok karışmış.
K:Martı çığlıklarını duyabiliyor musun? Her martı çığlığı, bir yerlerde birilerinin öldüğünü anlatır kendini ölümsüz sanan bizlere. Sakın hiçbirşey söyleme. Sadece o çığlıkları duymaya çalış.Bak ölüyor birileri, bugün olmasa da yarın biz de öleceğiz. söyle geriye ne kalacak?
A:.....
K:Korktun dimi? Ölmek yeni bir şey değildir bu dünyada. Ama yaşamak da yeni bir şey olmasa gerek...
hadi birlikte susalım...
mektup.çocuk.kadın.
çocukken sevdiğim ama yanımda olmayan insanlara mektuplar yazardım.
telefonla konuşmak gelmezdi içimden, aynı şehirde yaşadığımız halde mektup yazdığım bir arkadaşım bile vardı.
yamuk yumuk yazımla bile olsa yazardım sayfalarca.kimilerini gitmesi gereken adreslere gönderirdim, kimileri ise bir kitabın arasında unutulur giderdi.ki çoğu kez unuturdum yazdıktan sonra. nadiren de olsa gönderdiğim mektuplar olurdu ama ya onlara da yanıt gelmezdi ve öyle bir mektup hiç yazılmamış gibi silinir giderdi tarih sayfasında,ya da telefonla arayıp "mektubunu aldım" derlerdi.
yıllar sonra yeniden bir mektup yazdım.yeni bir mektup. gitmesi gereken adrese asla gönderilmeyecek bir mektup.ama bir mektup işte.
yıllar sonra..
yeniden.
ben.
bir mektup.
adressiz ve zamansız bir mektup.
gecenin karanlığında.kalemim ve kağıdım parmaklarıma küseli çok zaman olmuşken.
korkmadım.aldım küskün kalemimi elime.ilk başta aralarında bir soğukluk olsa da çabuk alışverdiler birbirlerine.
eski günlerdeki gibi.
yazdılar dur durak bilmeden.
kelimeleri sahiplendiğimden beri ilk kez bir mektup yazmanın şaşkınlığı vardı üzerlerinde.
ama olsundu.
yazabilirlerdi.
ve yazdılar da.
ama ölü doğmuş bir mektuptu.çünkü hiç bir zaman gitmesi gereken adrese gönderilmeyecekti.
ve hiç bir zaman okuması gereken insanın eline ulşamayacaktı.
telefonla konuşmak gelmezdi içimden, aynı şehirde yaşadığımız halde mektup yazdığım bir arkadaşım bile vardı.
yamuk yumuk yazımla bile olsa yazardım sayfalarca.kimilerini gitmesi gereken adreslere gönderirdim, kimileri ise bir kitabın arasında unutulur giderdi.ki çoğu kez unuturdum yazdıktan sonra. nadiren de olsa gönderdiğim mektuplar olurdu ama ya onlara da yanıt gelmezdi ve öyle bir mektup hiç yazılmamış gibi silinir giderdi tarih sayfasında,ya da telefonla arayıp "mektubunu aldım" derlerdi.
yıllar sonra yeniden bir mektup yazdım.yeni bir mektup. gitmesi gereken adrese asla gönderilmeyecek bir mektup.ama bir mektup işte.
yıllar sonra..
yeniden.
ben.
bir mektup.
adressiz ve zamansız bir mektup.
gecenin karanlığında.kalemim ve kağıdım parmaklarıma küseli çok zaman olmuşken.
korkmadım.aldım küskün kalemimi elime.ilk başta aralarında bir soğukluk olsa da çabuk alışverdiler birbirlerine.
eski günlerdeki gibi.
yazdılar dur durak bilmeden.
kelimeleri sahiplendiğimden beri ilk kez bir mektup yazmanın şaşkınlığı vardı üzerlerinde.
ama olsundu.
yazabilirlerdi.
ve yazdılar da.
ama ölü doğmuş bir mektuptu.çünkü hiç bir zaman gitmesi gereken adrese gönderilmeyecekti.
ve hiç bir zaman okuması gereken insanın eline ulşamayacaktı.
17 Şubat 2009 Salı
Şairane hüzünlerimiz kayıp
"Göğsümü yırtsam cam bilyeler saçılacak yerlere
Benden çok sen varsın aynalarda" *
bukebarane...
yorulmadı yağmaktan.ağlamaktan.
*Tuğba Gürelli - İki Kadın
Benden çok sen varsın aynalarda" *
bukebarane...
yorulmadı yağmaktan.ağlamaktan.
*Tuğba Gürelli - İki Kadın
11 Şubat 2009 Çarşamba
gelecek bence hiç gelmeyecek
insanlar geleceğe dair planlar yapıp duruyorlar. hiçbir şey bitmeyecekmiş gibi...
varsayımlar üzerinden rüyalar görüp onların gerçeğe dönüşmesi için çaba sarf ediyorlar.
biz, sessizce dinliyoruz tüm konuşulanları.
onlar rüyalarını anlatırken, benim içimden ince bir sızı geçiyor.
incecik bir sızı.
keskin.
bıçak gibi...
belki kurdukları hayallerin hiçbiri gerçeğe dönüşmeyecek.
olsun...
en azından bekledikleri yeni bir gün var...
varsayımlar üzerinden rüyalar görüp onların gerçeğe dönüşmesi için çaba sarf ediyorlar.
biz, sessizce dinliyoruz tüm konuşulanları.
onlar rüyalarını anlatırken, benim içimden ince bir sızı geçiyor.
incecik bir sızı.
keskin.
bıçak gibi...
belki kurdukları hayallerin hiçbiri gerçeğe dönüşmeyecek.
olsun...
en azından bekledikleri yeni bir gün var...
10 Şubat 2009 Salı
Marea sesini kaybetti
susmak istemedi Marea.
konuşmak, haykırmak, bağıra bağıra ağlamak istedi.
ama sustu.
dudaklarından tek kelimelik basit bir cümle bile çıkmadı.
çıkamadı.
çünkü Marea'nın sesi yoktu. yitikti sesi, yitmişti, gitmişti.
Marea'nın gözlerine baktı Olric.
yeşil ama soğuk gözlerine.
soğuk ama derin gözlerine.
kayboldu o derinlikte.kimbilir kaçıncı kez.
o derinliğin içinden gün yüzüne çıkmak istemedi.
hapsolmak istedi o yeşilliğe.
ama mecburdu.
mecburdu gitmelere...
konuşmak, haykırmak, bağıra bağıra ağlamak istedi.
ama sustu.
dudaklarından tek kelimelik basit bir cümle bile çıkmadı.
çıkamadı.
çünkü Marea'nın sesi yoktu. yitikti sesi, yitmişti, gitmişti.
Marea'nın gözlerine baktı Olric.
yeşil ama soğuk gözlerine.
soğuk ama derin gözlerine.
kayboldu o derinlikte.kimbilir kaçıncı kez.
o derinliğin içinden gün yüzüne çıkmak istemedi.
hapsolmak istedi o yeşilliğe.
ama mecburdu.
mecburdu gitmelere...
9 Şubat 2009 Pazartesi
6 Şubat 2009 Cuma
ne bileyim ne!
kışın ortasında bu güneşli hava da nereden çıktı?
hiç gerek yoktu
karanlığımıza alışmıştık zaten
şimdi yeniden terk ederse güneş bizi, daha yeni alışmışken varlığına, nasıl uyum sağlayacağız tekrar?
nasıl döneceğiz o karanlıklara?
hala güneşe çıktığımızda gözlerimizi kırpıştıyoruz.
hiç gerek yoktu
karanlığımıza alışmıştık zaten
şimdi yeniden terk ederse güneş bizi, daha yeni alışmışken varlığına, nasıl uyum sağlayacağız tekrar?
nasıl döneceğiz o karanlıklara?
hala güneşe çıktığımızda gözlerimizi kırpıştıyoruz.
5 Şubat 2009 Perşembe
gölge.gölgeler
yürüdüm karanlık sokaklarda.
yetişmem gereken bir yer olmadığı için yavaştı adımlarım.
sakindim.
oysa ...
oysa korkmam gerekirdi.
çünkü yalnız başıma yürüdüğümü sanarken arkamda 3 gölge beni izliyordu.
neyin gölgesiydi onlar? emin olamayacağım hiçbir zaman
dönüp arkama bakmaya cesaret edemedim
yetişmem gereken bir yer olmadığı için yavaştı adımlarım.
sakindim.
oysa ...
oysa korkmam gerekirdi.
çünkü yalnız başıma yürüdüğümü sanarken arkamda 3 gölge beni izliyordu.
neyin gölgesiydi onlar? emin olamayacağım hiçbir zaman
dönüp arkama bakmaya cesaret edemedim
3 Şubat 2009 Salı
işgal altındaki bilinç!
aynaya bakmak istedi Marea.
günlerdir bakamıyordu aynalara.
günlerden sonra yüzü ne hale gelmişti acaba?
korkuyordu. aynaya baksa, kendi yüzünü görse karşısında...
kendi gözlerinin içine, en derinine baksa...
cevaplayamadığı sorular çıkacaktı yine karşısına
cevap veremeyince sinirlenecekti.
oysa zaten doğru cevabı vermesine imkan yoktu.
işgal altındaydı zihni
taptığın kim söylesene Marea!
sevip de Tanrı yerine koyduğun adam mı?
yoksa bir sanrıya mı ibadet ediyorsun sen?
Tanrı diye taptığın sadece bir sanrı mı?
özledim...
günlerdir bakamıyordu aynalara.
günlerden sonra yüzü ne hale gelmişti acaba?
korkuyordu. aynaya baksa, kendi yüzünü görse karşısında...
kendi gözlerinin içine, en derinine baksa...
cevaplayamadığı sorular çıkacaktı yine karşısına
cevap veremeyince sinirlenecekti.
oysa zaten doğru cevabı vermesine imkan yoktu.
işgal altındaydı zihni
taptığın kim söylesene Marea!
sevip de Tanrı yerine koyduğun adam mı?
yoksa bir sanrıya mı ibadet ediyorsun sen?
Tanrı diye taptığın sadece bir sanrı mı?
özledim...
2 Şubat 2009 Pazartesi
here comes the rain again

here comes the rain again
falling on my head like a memory
falling on my head like a new emotion...
Here comes the rain again..
Raining in my head like a tragedy
Tearing me apart like a new emotion..
Hypnogaja - Here Comes The Rain Again
sigara paketlerinin üzerinde yazdığı gibi "ağrılı ve sancılı bir ölüm" vaad eder...
1 Şubat 2009 Pazar
vulnerant omnes ultima necat*
saat 15.03
yokluğun tam ortasında.
bekliyoruz elimiz kolumuz bağlı.
sesin yok..
sesim yok.
saniyeleri bile sayıyorum.
keşke sayı saymayı öğrenememiş olsaydık dimi?
*hepsi yaralar, sonuncusu öldürür
yokluğun tam ortasında.
bekliyoruz elimiz kolumuz bağlı.
sesin yok..
sesim yok.
saniyeleri bile sayıyorum.
keşke sayı saymayı öğrenememiş olsaydık dimi?
*hepsi yaralar, sonuncusu öldürür
bir sabah hayallerimden uyanıp hiçbirşey hatırlamamak umuduyla...
"Hiç uykum yok. Hiç uyuyamıyorum. Domuz gibi içiyorum. Ama gözlerimi bile kapalı tutamıyorum. Sabaha 5 saat var."
okuduğum bir kitaptan alıntı yukarıdaki cümleler...
sanki ben yazmışım gibi...
ben de aynı yerdeyim.
derinlerde.bir yerde.
hiçbirşeyin olmadığı.yetmediği bir yerde.
zaman geçmezken.ben dururken.
yada zaman hızla geçerken ben yetişemezken.
yorgunken.
biterken
tükenirken...
oralarda bir yerlerdeyim işte.
hiçbirşey ama hiçbirşey yetmiyor bana.
ne yuva dediğim o ev, ne sokaklar...
duramıyorum hiçbiryerde.
her yer dar gelir oldu.
oysa ben giderek küçülüyorum.
azalıyorum.
azalırken bile tutanamıyorum hiçbir yere.
anlatamıyorum.
bir başlayabilsem konuşmaya.
kelimeler bitecek, gözyaşlarım dökülecek sadece.
biliyorum.ağlamadan susmayacak içimdeki canavar.
ama olmuyor ki...
yutkunuyorum.
sus'uyorum.
"yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.. bir stil meselesi. ya ağzına soktuğun bir 38'lik ya da ölene kadar kendini oksijenle zehirlemek. seçersin ölümünü! çocuk oyuncağı kalır kendini asmalar, over dose'lar, altmış sekiz yıllık intiharın yanında."
okuduğum bir kitaptan alıntı yukarıdaki cümleler...
sanki ben yazmışım gibi...
ben de aynı yerdeyim.
derinlerde.bir yerde.
hiçbirşeyin olmadığı.yetmediği bir yerde.
zaman geçmezken.ben dururken.
yada zaman hızla geçerken ben yetişemezken.
yorgunken.
biterken
tükenirken...
oralarda bir yerlerdeyim işte.
hiçbirşey ama hiçbirşey yetmiyor bana.
ne yuva dediğim o ev, ne sokaklar...
duramıyorum hiçbiryerde.
her yer dar gelir oldu.
oysa ben giderek küçülüyorum.
azalıyorum.
azalırken bile tutanamıyorum hiçbir yere.
anlatamıyorum.
bir başlayabilsem konuşmaya.
kelimeler bitecek, gözyaşlarım dökülecek sadece.
biliyorum.ağlamadan susmayacak içimdeki canavar.
ama olmuyor ki...
yutkunuyorum.
sus'uyorum.
"yaşayarak intihar etmeyi seçenlere yardım edilemez.. bir stil meselesi. ya ağzına soktuğun bir 38'lik ya da ölene kadar kendini oksijenle zehirlemek. seçersin ölümünü! çocuk oyuncağı kalır kendini asmalar, over dose'lar, altmış sekiz yıllık intiharın yanında."
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
